25 Ocak 2011 Salı

marla anlatıyor;

çalar saatin sesine uyanmamıştı bu sabah.çünkü bugün pazardı.evet o herkesin sendromu olan pazar.göz bandını suratından çektiğinde gözlerine vuran ışık onu tamamen uyandırmıştı.gözlerini yarım yamalak açabiliyordu.sonra alıştı ışığa.üzerinde ki pikeyi yatağın boş kalan kısmına savurdu.yatak iki kişilikti.o hep sağ tarafta yatardı,bazen de yatağın ortasında.yatağın sol tarafını sorarsanız; orası hep soğuk ve çarşaf bozulmamış olurdu.gözlerini biraz ovalayıp ayağa kalktı.ayakta zor duruyordu.dün gece aldığı uyku hapları ona yaramıştı ve biraz da uyuşturmuştu.

sonra hiç istifini bozmadan lavaboya doğru ilerledi.soğuk suyun yüzüne vurmasını sevmiyordu.aslında soğuğu sevmiyordu.çünkü onu ısıtacak sadece elektrikli bir battaniyesi vardı.sonra tekrar yatak odasına doğru ilerledi.dolaptan bir battaniye alıp oturma odasına geçti.battaniyeyi üstüne örtüp koltuğa uzandı.kalkar kalkmaz kahvaltı edemezdi hiç.sonra başını karşısında ki saate doğru kaldırmaya çalıştı.başını hareket ettirmek bile zor geliyordu.her neyse,sonra çevirip baktı ve saat on iki buçuktu.tamı tamına on iki buçuk.aslında erken yatmıştı dün gece.sonra yatmaktan sıkıldığını anlayınca oturma odasının kapısının önünde ki sofaya doğru ilerledi.karşısında bir boy aynası vardı.aynaya baktı.saçları omuzlarında ve dalgalıydı onun.suratı çökmüş bir durumdaydı.bir nedeni yoktu aslında.belki öyle olması gerekiyordu kim bilir.gözleri hafif şişti ve teni sapsarıydı.her sabah böyle olurdu o.alışmıştı artık.evet her şeye alışmıştı,yalnızlığa bile..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder